Almanya – Bochum Ruhr Üniversitesi (RUB) tarafından yürütülen güncel bir araştırma, dini inancın çocukların ve gençlerin ruh sağlığı için kritik bir koruyucu faktör olduğunu ortaya koydu.
Ruh Sağlığı Araştırma ve Tedavi Merkezi’nden bir ekip, 1989-2022 yılları arasındaki 33 yıllık dönemi kapsayan 70 ülkeden gelen verileri analiz etti. Sonuçlar, dini bağların zayıflaması ile genç yaş gruplarında kaygı bozukluklarının artması arasında doğrudan bir korelasyon olduğunu açıkça gösteriyor.
Araştırma, küçük çocuklarda ve ergenlerde görülen kaygı bozukluklarının sıklığına ilişkin kapsamlı sağlık verilerinin yanı sıra „Dünya Değerler Araştırması“ndan (World Values Survey) alınan kültürel verilere dayanıyor.
Bu küresel veri seti, araştırmacıların kültürel değerlerdeki değişimi ve bunun sosyal yaşam üzerindeki etkilerini on yıllar boyunca izlemesine olanak tanıdı. Çalışmada, özellikle dindarlığın önemli ölçüde kan kaybettiği ülkelerde, reşit olmayanlar arasındaki psikolojik rahatsızlık oranlarının çarpıcı biçimde arttığı saptandı.
Analizin odaklandığı temel noktalardan biri, Batı toplumlarında giderek artan bireysellik ve bağımsızlık eğilimidir. Uzmanlara göre, çocuğun özerkliğini teşvik etmek genellikle arzu edilen bir durum olarak görülse de, bu bakış açısı değişikliği istemeden de olsa kaygı oluşumuna zemin hazırlayabiliyor.
Dini rutinlerin ve inanç topluluklarıyla gelen istikrarlı sosyal ağların ortadan kalkması, geride büyük bir boşluk bırakıyor. Ailelerin giderek daha fazla yalnızlaşması, gençlerin psikolojik direnç kapasitesini (rezilyans) zayıflatıyor.
Özellikle Türkiye gibi toplumsal ve dini bağların hala güçlü olduğu bölgelerde, inancın sunduğu bu koruyucu kalkanın önemi daha net anlaşılıyor. Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin (NIH) bulguları da inançta huzur bulmanın ve manevi bir topluluğa ait olmanın stresi azalttığını doğruluyor.
Buna karşın, dini eğitimin azaldığı bölgelerde kaygı bozuklukları risk faktörü olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, gençlere krizlerle başa çıkabilmeleri için ek araçlar sağlamak amacıyla bu bulguların gelecekte okullardaki ruh sağlığı stratejilerine daha güçlü bir şekilde dahil edilmesini öneriyor.
























































